Yaşadıklarımız ya da yaşamaya çalıştıklarımızın döngüsüydü hayat sanırım. Kader, çizgisinde ilerleyen yaşamımızdı. Aslında; büyümeye çalışırken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmeden farkına varamadıklarımızdı. Kurgularımız, düşüncelerimiz ve yaşamımızla ne kadar sıradan bir canlıydık oysa. Aslında bakınca hepimiz aynıydık. Birimiz diğerimizden farklı değildi. Sadece gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın zamanı farklıydı. Çok şey bildiğimizi düşünüyorduk. Doğru olanı bulmak için aklımızın sınırlarını o kadar zorluyorduk ki; doğruyu bulmakta çok zorlandık hep. Kimi zamanda doğru olduğu sanıp; sonuna kadar arkasında durduk doğru bildiğimiz yanlışlarımızın. Bize çoğu zaman doğruları anlatan kitapların, filmlerin gerçek hayatla dalga geçen araçlar olduğunu düşünmek gerektiği gerçeği gelmedi aklımıza. Yaşanmış bir gerçeği hiç bir film ya da kitap sayfaları ile saatlere sığdıramazdı hayat. Belki de göremediğimiz en küçük ayrıntı bile yaşamımızı değiştirmek için ne çok şey barındırırdı içinde. Biz aslında sadece tek bir yere odaklandık. Hayatı hep kitaplarda ve filmlerde olduğu gibi yaşadık. Ama gerçek yaşam öyle değildi. bunlara eğer kaptırmışsan şayet kendini, doğumdan itibaren, yaşanılan her şeyi yüzümüze vurur hayat. Acıtmadan, üzmeden, güldürmeden uzaklaştırmaz varlığını üzerimizden. En son ölene kadar anlamadan her hangi bir saatte hiç habersiz sorgulamadan sona erene kadar. Oysa ki;
Hayatın akışı ile birlikte büyümek ne kadar değişik bir şeymiş. Şöyle bir dönüp bakınca çocukluğumuza; ne hızlı yaşar ve ne çabuk uyurmuş küçük bedenlerimiz. Eskisi gibi değil uyuyamıyoruz. Son zamanlar da ne çok olaya ne çok acıya şahit oluyoruz. Zamansız ölümlerle biten hayatlara. Büyümek böyle bir şey olsa gerek. Her şeyin farkında olarak her şeyi bilerek. Belki de bu yüzden uyku tutmuyor. Çocukken olan bitenden habersiz olduğumuzdan olsa gerek büyüyünce bütün duygu ve acıları şimdi hissediyoruz. Belki de büyüyünce farklı olacağını düşünerek uykularımızın kaçacağı aklımıza hiç gelmezdi. Küçükken keşke daha fazla mı uyusaydık?
Duygularını çok güzel yorumlamışsın arkadaşım. Bu yazı acaba recebin kendi kitabını yazmaya başlamasının ayak sesleri mi?
Çok teşekkür ederim güzel insan. içimizden dökülenler sadece.