“İnsan yaşlandıkça ihtiyarlamaz, kıdemli genç olur.” diye söylermiş bir hocamız. Evet, biz de bir kıdem aldık. Hayata başladığımız ilk günden mevcut yaşımıza kadar çok değişik olaylar yaşayıp tecrübeler kazandık, kazanmaya devam ediyoruz. Geçmişe bakıp yaşadığımız yılları değerlendirince aslında zaman kavramı çok yer almamış hayatımızda onu fark ediyoruz kıdemli genç oldukça. Zaman geçtikçe öğreniyoruz zamanı ve bizden götürdüklerini. Ne çok boşa geçen gün, ay, yıllar olduğunu. Gün bitip akşam olunca iki elimizin arasına başımızı alıp düşününce bugün ne yaptık; zamanımızı nasıl geçirdik; yoksa bugün de koca boş bir gün mü yaşadık gibi zamanın muhasebesini yapmak için belki de yıllarca beklemek gerekirmiş. Bir yaş daha yaşlanmam ile birlikte bende aslında yeni yeni düşünmeye başladım belki de zamanı ve götürdüklerini. Çok iyi hatırlıyorum. Ortaokul yıllarında babam hafta sonları köye gideceğiz dediğin de itiraz ederdim. O da bana ileri de gitmek istesen de gidemezsin; şimdiden git bak derdi. Çok da umursamazdım bu sözlerini. Şimdi geldiğim nokta şu. Gitmek istiyorum. Gidemiyorum. İşin bir başka boyutu; ben de çocuğuma köye gidelim diyorum. Aldığım cevap olumsuz. Kısaca yaşlanıyoruz ya da şöyle diyelim kıdemli genç oluyoruz. Kulağa daha hoş geliyor. Yaşadıklarımıza bakınca hayatımızda her yaşın bize kattığı ne çok farkındalıklar var. Bu farkındalıklar gösteriyor bize yılların gücünü. Düşünün; küçükken ağrıyan yerimizi tarif edemezken yaş 35 i geçince ağrıyı her türlü tarif edip doktora ağının yerini organı ile birlikte söyleyebiliyoruz. Hayata dair bir söz vardır ya; insan organlarının yerini doğru göstermeye başlayınca yaşlanıyor demektir diye. Sanırım ben bütün organlarımın yerini biliyorum. Gerçek olan şey yaşlanıyorum. Gençlik yılları yavaş yavaş geride kaldı. Yeni bir dönem başlıyor hayatımızda. Geçmiş yıllara göre ihtiyar, içinde bulunduğum yaşa göre genç denilme dönemi. Hayat o kadar hızlı geçiyor ki. Çok şeyi fark etmek zor. Yıllardır görmediğin komşun, arkadaşın ya da bir tanıdığın ile karşılaşınca hepsinin kendi çocuklarını kastederek; bak amcası, dayısı, abisi vs diye başlayıp üniversiteye gidiyor, askerliğini yaptı, evlendi gibi cümlelerle biten muhabbetler aslında daha birçok hatırlatıyor artık kıdemli bir genç olduğumu. Herkesin başına gelmiştir. Küçükken film izlerken babaya, anneye, ablaya ya da abiye sorardık. Hangisi iyi adam hangisi kötü adam diye. Yıllar sonra evde maç izlerken; şimdi babamız bize soruyor hangileri bizim oyuncular diye. Sıra bizde sanırım, zamanla sorulan değil soran taraf olmamız için. Akıp giden zamanın içinde kaybolup gidiyoruz. Bir yaşıma daha girmişken geriye bakınca ne çok boş zaman geçirmişim. Büyüklerimiz bize nasihat ederken ne çok kulak tıkamışız. Yaş ilerledikçe daha bir anlaşılıyor zaman kayıpları. Şimdi yeni yaşımın bana kattığı kıdem ile yaşamam gerekiyor sanırım. Benden büyük kıdemli gençler ile konuşunca bana dedikleri hep şu; keşke senin yaşında olsam zamanı daha iyi kullanırdım diyorlar. Onlar öyle söyledikçe kendimi genç hissediyorum aslında. Ama artık zamanı anlayan günü boşa geçirmek istemeyen bir genç olmak istediğimi de hissediyorum. İnşallah başarabilirim. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte akşam gözümü kapatıncaya kadar geçen sürede yaptıklarımı yapamadıklarımı gözümün önüne getirmeye çalışan bir genç olmak istiyorum.
Demiş ki Wilde : “Gençlik çok güzel bir şey, ama gençlerin elinde heba oluyor”. Bu zamana kadar gençliğimizi belki de heba ettik bilerek ya da bilmeyerek. Kıdemli genç olmak; heba edilmeyecek en önemli şeyin zaman olduğunu öğretti aslında zaman içerisinde.
Gençlik yıllarımızda gündemimizde olmayan zaman kavramını artık gelecek yılların tamamı için gündemimize aldık. Yeni bir yaş ile birlikte hayata dair boşa geçen günlerin olmadığı yıllara yelken açmak istiyorum. Önce tabi sağlık. Her gün en azından inşallah bugün de insanlık adına boş geçmedi diyebileceğim bir şeyler yapmak nasip olur. Hayatı; zaman içerisindeki hızlı akışında anlamlı bir şekilde dolu dolu yaşamak nasip olur. Her yeni başlangıcın geçmiş tecrübelerle daha farklı başladığı gibi yeni yaşımın da geçmiş tecrübeleri ile gelecek olan yılları daha anlamlı yaşamak; zamanı daha verimli kullanmak gibi bir akışı olur inşallah.
Güzel olan her şeyi anlatmak çok kolay iş. Ama güzel insan olmak, güzel işler yapmak zor. Yeni yaşım da güzel olan işleri yapan, güzel insanlardan olmam dileğiyle.
Sevgiyle kalın.
Sayın Temel; öncelikle yeni yaşınızın, tüm mutluluklarıda beraberinde getirmesini diler, başarı dolu bir hayat geçirmenizi temenni ederim……………..
“Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır derler. Ama nedense özlenen hep çocukluk yıllarımızdır. En azından benim için öyle. Yağ satarım, bal satanım diye başladığımız mutluluk serüveni, ustanın ölmesiyle bitti. Yaz bitmiş, yok efendim kış gelmiş, kimin umurunda. Nedeni neydi? Bilemiyorum,hangi mevsim gelirse gelsin biz mutlu olmak için hep bir bahane bulurduk…Şimdi bütün yaşlarımı karşıma alıp sorsam; hanginiz daha cesurdunuz ? Hanginiz daha zekiydiniz ? Hanginiz daha aptaldınız diye ? En cesur 20’li yaşlarımdı galiba. Aynı zaman da en aptal. En zeki diyebileceğim 30’lu yaşlarım. 40 yaşının nasıl olduğunu önümüzdeki yıllarda fazlasıyla öğrenmeye zamanım olacak, umarım…Ama sanki bütün yaşlarımdan daha akıllısı gibi geliyor. Çünkü bugüne kadar hep; geçmişi onarmak için hayal kurarken, aslında bugünü yaşamamız gerektiğini anlıyorum. Yarının bile canı cehenneme denilebilir. Hayat bugün ya da dün de değil, bugündeymiş meğer. Geçmişi onarmaya çalışırken kendi çocukluğumu neredeyse idam edecekmişim. Oysaki, her zaman kökleri toprağı sıkı sıkı tutan bir ağaç olamazsın. Hatta olmamalısın. Bazende ince bir dal olursun, sadece kendi kendine tutunmaya çalışırsın ve kırılırsın. Yani hatalarımla yüzsüzleşmek yerine yüzleşmeyi seçtim.Hepsi bu. Olan şu ki; 40 yaşımda hem çocukluğumu, hem gençliğimi ipten aldım.İkisininde beraatına karar verdim. Zaman öldürdüğümü zannederken, usul usul zamanın beni öldürdüğünü farkettim. Ayağa kalkmak lazımdı, derin derin nefes almak, kendini silkelemek.
Çünkü anladım ki; İlkbahar gibi mevsimi olan bir dünyada yaşamaya değerdi. Ne olursa olsun. 39 yaş,gençliğimin yaşlılığı, 40 yaş, yaşlılığımın gençliğidir. Bense iki arada bir derede kaldım galiba. Madem hayat mücadele istiyor; bir görümlük “bahar” avına çıkarken, elimizde koskoca bir “kış”ında kalabileceğini düşünerek savaşarak, zamana karşı küreklere asılma vaktidir…. saygılarımla. Filiz ışık
Filiz hanm merhabalar. yorumunuz için teşekkür ederim. yaptığınız tespitler gerçekçi net ve hepimizin yaşadıkları. tekrar teşekkürler