Bazı ışıklar vardır, bir şehri güzelleştirir. Bazı ışıklar da vardır, insanın içini… Sarı ışık, işte tam da böyle bir ışıktır. Göz kamaştırmaz, ama içini ısıtır. Göz almaz, ama hatırlatır. Çocukluğun sıcak odalarını, annemin dizinin dibindeki huzuru, babamın akşamları eve geldiğinde yaktığı lambayı…
Sarı ışığın olduğu her yerde bir bekleyiş vardır. Huzurla karışık bir sabır… Tıpkı akşamüstlerinin günle gece arasında asılı kalışı gibi. Ne tam aydınlık ne de tam karanlık… Bir geçiş anıdır sarı ışık. Zamanın yavaşladığı, anların değer kazandığı o nadir anlardan biri.
Bir odanın köşesinde yanarken, sanki her şey daha yumuşak görünür. Kırgınlıklar azalır, yalnızlık daha az hissedilir. Sarı ışık, insanın kalbine bir battaniye gibi serilir. Hüzün varsa bile sessizdir, sakin… Çünkü bilirsin ki her karanlık, sarı bir ışıkla başlar aydınlanmaya.
Bazen bir sokak lambasının altında yürürken sarı ışığın sessizliğiyle karşılaşırım. Düşüncelerim durulur. Geçmişten gelen anılar, o ışığın içinde sakince süzülür. O ışık bana der ki: “Bekle, geçecek.” Tıpkı her şeyin geçtiği gibi. Tıpkı sabahların geceyi sarmalayıp gün doğurması gibi.
Sarı ışık, bize hatırlatır: Hayat hep böyle… Ne tam karanlık ne de tam aydınlık. Ama o yumuşak geçişlerde saklıdır en çok huzur. Bekle, diyor sarı ışık. Biraz daha bekle. Ve sabırla bekleyenlere hep bir güzellik saklar.
Belki de sarı ışık bu yüzden hep özlenir… Çünkü o, insana kaybolan şeylerin bir gün geri döneceğini fısıldar.