İnsan, aklıyla yükselir; fakat yalnızca vicdanıyla insan kalır.Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, bilgiyi erdemle eşdeğer sanmaktır. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki; en büyük kötülükler çoğu zaman cahiller tarafından değil, zekâlarını vicdanlarından ayıran insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir.Bir beyin ne kadar parlak olursa olsun, eğer ruhu karanlığa teslim olmuşsa ürettiği bilgi insanlığa değil, güce hizmet eder. Çünkü akıl yön gösterir, fakat yönün doğru olup olmadığına vicdan karar verir.Bugün teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Yapay zekâ geliştiriyoruz, uzaya araç gönderiyoruz, genleri değiştiriyoruz. Fakat aynı dünyada açlıktan ölen çocuklar, savaşlardan kaçan insanlar ve adalet arayan milyonlar da var. Demek ki mesele yalnızca daha çok bilmek değil; bildiğimizi hangi değerlerle kullandığımızdır.Filozoflar yüzyıllardır aynı gerçeği farklı cümlelerle dile getirdi. Sokrates, “Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez.” derken, aslında yalnızca düşünmeyi değil, kendimizi de sorgulamayı öğütlüyordu. Yunus Emre ise bir ömür önce şu hakikati fısıldıyordu: “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.” Bilgi, insanı insana yaklaştırmıyorsa eksiktir.Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla zeki insan değil; aklını adaletle, bilgisini merhametle ve gücünü sorumlulukla birleştiren insanlardır. Çünkü medeniyetleri ayakta tutan zekâ değildir; vicdandır. Zekâ bina yapar, vicdan yuva kurar. Zekâ sistem kurar, vicdan adalet inşa eder.Belki de çağımızın en büyük krizi ekonomik ya da teknolojik değildir. Asıl kriz, aydınlık beyinlerin karanlık ruhlara teslim olmasıdır.İnsanlık, beynini geliştirmeyi başardı. Şimdi sıra ruhunu aydınlatmakta.Çünkü ışık, yalnızca görmek için değil; doğru yolu seçebilmek için vardır.
