Herkes cebinde bir adres taşır demiştik ya…
Kimi zaman bir sokağın köşesinde kalan çocukluk kahkahasıdır o adres, kimi zaman da susturamadığımız bir iç sesin yankısı… Ama ne olursa olsun, her adresin bir anlamı, her anlamın bir izi vardır.
Bazen o adres bizi hiç beklemediğimiz bir hatıraya götürür. Burnumuzun direği sızlar, içimiz ürperir. Bir ses, bir koku, bir cümle… Ve ansızın, “keşke”lerle dolu bir yolculuğun içinde buluruz kendimizi.
Ama “geleceğe giden adres” dedik ya… İşte oraya haritayla değil, yürekle gidilir. Orası nasip dediğimiz o ince çizgide saklıdır. Ne kadar çabalarsan çabala, bazen olmaz… Çünkü nasip, yalnızca senin isteğinle değil, zamanın, sabrın ve kaderin ortak kararıyla yazılır.
Hayat öğretir… Hem de bazen çok sert.
Bazen bir cümleyle, bazen bir kayıpla.
Ama mesele ne öğrendiğimiz değil, öğrendiğimizi ne zaman anladığımızdır.
Geç kalınca anlamak, en ağır ders olur insana. Ve o zaman da tek bir kelime kalır dilde: “Ah keşke…”
Ama işte…
İnsan olmanın yaşı yok.
Bazen küçücük bir çocuğun bir karıncaya gösterdiği merhamette gizlidir gerçek insanlık.
Bazen de bir yetişkinin bir hayvana, bir insana ya da bir duygunun kalbine savurduğu hoyratlıkta gizlidir insanlıktan uzaklaşmak…
İnsan olmak büyük işler yapmak değil, küçük iyilikleri yürekten yapabilmektir.
Kimsenin görmediği bir anda doğruyu seçmek…
Bir kalbi incitmemek için kendi içini susturmak…
Bazen konuşmak değil, susmakla da sınanır insanlık.
Unutma;
İnsan olmak bir meslek değil, bir meziyettir.
Ve cebindeki adres, seni nereye götürürse götürsün, eğer kalbinde iyi bir yolculuk taşıyorsan, vardığın her yer sana insanlığını hatırlatır.
Yeter ki içimizdeki insanı, kalabalıklarda kaybetmeyelim…
Gerisi nasip…